
Beşiktaş, Trabzonspor karşısında güzel futbolu galibiyete dönüştüremedi
🗓20 Ekim 2026 09:01futbol
19 Ekim 2026 akşamı Trabzon’da futbolseverlerin ortak bir beklentisi vardı: Güzel bir maç bizi bekliyordu. Beşiktaş, topa daha fazla sahip oldu, ancak sonuçta Trabzonspor 2-0 galip geldi.
19 Ekim 2026 akşamı Trabzon’da futbolseverlerin ortak bir beklentisi vardı: Güzel bir maç bizi bekliyordu. Bir tarafta Thomas Reis yönetiminde oyun disiplinini, geçiş hücumlarını ve takım bütünlüğünü ön plana çıkaran Trabzonspor; diğer tarafta Vincenzo Italiano ile birlikte futbolun yalnızca skor tabelasından ibaret olmadığını anlatmaya çalışan Beşiktaş… İki teknik direktör, iki farklı takım, ortak bir iddia: Sahada ne yaptığını bilen, oyununu rakibe kabul ettirmeye çalışan ve futbolu tesadüflere bırakmayan bir takım olmak. Ancak futbolun kendine özgü bir adaleti var. Bazen güzel oynayana değil, doğru zamanda doğru işi yapana üç puanı veriyor. Trabzon’da da böyle oldu. Beşiktaş, topa daha fazla sahip oldu, rakip ceza sahasına daha çok girdi, daha fazla şut çekti. Ancak Papara Park’ın ışıkları söndüğünde tabelada Trabzonspor’un 2-0’lık galibiyeti yazıyordu. Ozan Tufan’ın 21. dakikadaki golüyle öne geçen ev sahibi, 71. dakikada Muhammed Salah’ın golüyle farkı ikiye çıkardı. İstatistiklerde Beşiktaş’ın üstün görünen taraf olduğu bir karşılaşma, sonuç hanesine Trabzonspor’un üç puanını yazdı. İşte tam da burada durup düşünmek gerekiyor: Beşiktaş gerçekten iyi futbol oynuyor mu, yoksa iyi futbol oynadığına inanmayı mı seviyor? İstatistikler başka, skor başka konuşuyor. Maçın rakamları ilk bakışta Beşiktaş’ın lehine bir tablo çiziyor. Siyah-beyazlılar yüzde 62 topla oynadı, 19 şut çekti ve 33 kez rakip ceza sahasında topla buluştu. Trabzonspor ise yüzde 38 topla oynama oranına rağmen 13 şut üretti. Beklenen gol değerlerinde de ev sahibi takımın 2,41’e 1,32 üstünlüğü bulunuyordu. Bu rakamlar, Beşiktaş’ın topa hükmetmesine rağmen Trabzonspor’un daha tehlikeli fırsatlar yakaladığını gösteriyor. Demek ki mesele yalnızca topa sahip olmak değil. Topa sahipken ne yaptığınız, rakip savunmanın dengesini nasıl bozduğunuz, kaybettiğiniz topun ardından nasıl pozisyon aldığınız ve yakaladığınız fırsatları ne ölçüde değerlendirdiğiniz de önemli. Beşiktaş’ın Trabzon’da yaşadığı temel çelişki buydu. Oyunun belirli bölümlerinde kontrol siyah-beyazlılardaydı; fakat tehlikenin büyüklüğü ve pozisyonların niteliği aynı ölçüde Beşiktaş’ın lehine değildi. Bir takımın iyi oynadığını söylemek için pas sayısına, topa sahip olma yüzdesine veya şut miktarına bakmak yeterli değil. Asıl soru şu: Bütün bu üretim, rakibin savunmasını gerçekten çaresiz bırakıyor mu? Beşiktaş’ın artık bu soruya sahada cevap vermesi gerekiyor. Vincenzo Italiano ile birlikte Beşiktaş’ın bir teknik direktör takımı olma yolunda ilerlediğini söylemek mümkün. Oyunun belirli prensipleri var. Topu kazanma isteği, önde oynama arzusu, rakip sahada çoğalma ve hücumda inisiyatif alma düşüncesi bu takımın kimliğini oluşturuyor. Bunlar küçümsenecek özellikler değil. Hatta uzun süredir teknik adam değişiklikleri ve oyun kimliği tartışmalarıyla zaman kaybeden bir kulüp için önemli kazanımlar. Ancak bir oyun modeline sahip olmakla o modeli her koşulda başarıyla uygulayabilmek arasında ciddi bir mesafe bulunuyor. İyi takımlar yalnızca kendi planlarını uygulayan takımlar değildir. Rakibin planını da bozan, maçın değişen koşullarına göre çözüm üreten, öne geçtiğinde oyunu yönetebilen, geriye düştüğünde ise telaşa kapılmadan yeni yollar bulabilen takımlardır. Beşiktaş, Trabzonspor karşısında topu elinde tuttu ama oyunun bütün kontrolünü eline geçiremedi. Rakip ceza sahasına girdi ama skor üretemedi. İlk golün ardından oyuna yeniden ortak olabilecek fırsatlar yakaladı; ancak bunları değerlendiremedi. İkinci gol geldiğinde ise maçın psikolojik yükü daha da ağırlaştı. Burada Italiano’nun üzerinde düşünmesi gereken konu, takımının ne kadar hücum ettiği değil, hücum ederken ne kadar dengeli kaldığıdır. Çünkü hücum etmek için ileri çıkan bir takım, topu kaybettiğinde nerede duracağını da bilmek zorundadır. Savunma güvenliği, hücumun karşıtı değil, onun sigortasıdır. Beşiktaş’ın bu sigortayı deplasman maçlarında ne ölçüde çalıştırabildiği artık ciddi bir tartışma konusu. Süper Lig’in ilk sekiz haftasında üçüncü deplasman yenilgisini alan Beşiktaş, yalnızca puan kaybetmedi. Aynı zamanda şampiyonluk yarışında ve Avrupa hedefinde iddialı olabilmek için çözmesi gereken bir problemi de görünür hâle getirdi. Bir deplasman yenilgisi futbolun doğasında vardır. İkincisi üzerinde düşünmeyi gerektirir. Üçüncüsü ise artık bir alışkanlığa dönüşmeden müdahale edilmesi gereken bir işarettir. Üstelik karşımızda kötü futbol oynadığı için kaybeden bir Beşiktaş yok. Tam tersine, zaman zaman oyunu kontrol ettiğini düşündüren, hücum girişimleriyle rakip kaleye giden ancak sonuç alamayan bir takım var. Bu durum, sorunun teşhisini kolaylaştırmak yerine daha da önemli hâle getiriyor. Çünkü iyi oynadığına inanan bir takım, çoğu zaman eksiklerini görmekte zorlanır. Topa sahip olmayı başarı, rakip sahaya yerleşmeyi üstünlük, çok şut çekmeyi üretkenlik olarak kabul etmeye başladığında skor tabelasının anlattıklarını duymamaya başlar. Oysa futbol, niyetlerin değil sonuç doğuran eylemlerin oyunudur. Trabzonspor, Beşiktaş’ın topa sahip olma isteğini kendi lehine çevirebildi. Daha az topla oynadı ama yakaladığı fırsatları daha etkili kullandı. İlk golün ardından savunma direncini korudu, ikinci golle de karşılaşmayı kendi istediği noktaya taşıdı. Thomas Reis’in takımının kazandığı yalnızca üç puan değildi. Rakibin oyununu okumak, boşlukları değerlendirmek ve doğru anlarda hamle yapmak da bu galibiyetin parçalarıydı. Beşiktaş’ın çıkarması gereken ders, Trabzonspor’dan daha az futbol oynamak değil; oynadığı futbolu daha işlevsel hâle getirmek olmalı. Şimdi gelelim meselenin en önemli başlıklarından birine: Kadro derinliği. Beşiktaş’ın bu sezon hem Süper Lig’de hem Avrupa’da iddialı olması bekleniyor. Bu iki kulvarın aynı anda yürütülmesi, yalnızca ilk on birin kalitesini değil, yedek kulübesinin kapasitesini, oyuncuların fiziksel devamlılığını ve teknik heyetin rotasyon becerisini de sınayacak. Bir takımın ilk on birinde kaliteli oyuncular bulunabilir. Ancak asıl güç, ilk on birden çıkan oyuncunun yerine girenin oyunun niteliğini düşürmemesiyle ölçülür. Trabzonspor maçında Beşiktaş’ın son bölümde yaptığı değişiklikler, oyunun kaderini çevirmeye yetmedi. Elbette her oyuncu değişikliği gol getirmek zorunda değildir. Fakat geriye düşmüş bir takımın hamleleri yalnızca oyuncu değiştirmekten ibaret kalmamalıdır. Oyunun yönünü, hücumun biçimini ve rakip savunmaya uygulanan baskının niteliğini de değiştirmelidir. Kadro derinliği, aynı mevkide iki futbolcunun bulunmasından ibaret değildir. Farklı oyun senaryolarına cevap verebilecek alternatiflere sahip olmaktır. Beşiktaş'ın bazı karşılaşmalarda hızını artıracak, bazı maçlarda merkezi daha iyi kontrol edecek, kapalı savunmaları açacak veya skor üstünlüğünü koruyacak farklı çözümlere ihtiyacı olabilir. Bu çözümlerin yalnızca ilk on birde değil, kulübeden de gelebilmesi gerekir. Fakat burada bir ayrım yapmak zorundayız: Kadronun yetersizliği ile mevcut kadronun potansiyelinin yeterince kullanılamaması aynı şey değildir. Yönetim ve teknik heyet önce bu ayrımı yapmalı. Hangi oyuncunun hangi oyun planında eksik kaldığı, hangi mevkide alternatifin gerçekten yetersiz olduğu ve hangi sorunun taktiksel düzenlemelerle giderilebileceği belirlenmeli. Aksi hâlde her mağlubiyetin ardından transfer istemek, sorunu çözmek yerine yalnızca ertelemek anlamına gelir. Beşiktaş’ın önündeki takvim, sabırla birlikte planlama da gerektiriyor. Avrupa kupaları, bir kulübün prestijini ve gelir potansiyelini artırırken lig yarışında ciddi bir fiziksel ve zihinsel yük oluşturuyor. Bu yükü yönetemeyen takımlar, sezonun ilk bölümünde umut veren oyunlarını ilerleyen haftalarda sürdüremeyebiliyor. İşte bu nedenle Ocak ayındaki ara transfer dönemine kadar Beşiktaş’ın yapması gereken ilk şey, yalnızca yeni futbolcular aramak değil, mevcut futbolcularından alabileceği verimi artırmak olmalı. İlk olarak, deplasman maçları için ayrı bir oyun senaryosu hazırlanmalı. İç sahada taraftarın desteğiyle yükselen tempo, her deplasmanda aynı şekilde uygulanamaz. Bazen rakibi önde karşılamak, bazen orta blokta beklemek, bazen de topa sahip olmayı rakibin üzerine çekerek boşluk yaratmak gerekir. İkinci olarak, oyuncuların fiziksel yükleri dikkatle izlenmeli. Avrupa ve lig maçlarının yoğunlaştığı dönemlerde aynı futbolcuları sürekli yüksek tempoda kullanmak, sezonun ilerleyen bölümünde performans kaybına yol açabilir. Rotasyon, yalnızca yorgun oyuncuyu dinlendirmek değil, takımın toplam enerjisini korumaktır. Üçüncü olarak, duran toplar ve geçiş savunması üzerinde özel çalışma yapılmalı. Büyük maçlarda dengeleri çoğu zaman uzun süreli hücum organizasyonları değil, bir anlık yerleşim hatası veya hızlı hücum belirler. Trabzonspor karşısında alınan sonuç, Beşiktaş'ın bu alanları yeniden değerlendirmesini gerektiriyor. Dördüncü olarak, hücumdaki karar kalitesi artırılmalı. Çok sayıda şut çekmek kadar doğru zamanda doğru oyuncuyu bulmak, son pası isabetli vermek ve ceza sahasındaki pozisyonları daha iyi değerlendirmek de önemlidir. Bunlar Ocak ayını beklemeden yapılabilecek işlerdir. Ara transfer dönemi, Beşiktaş için bir fırsat olabilir. Ancak bu fırsat, panikle harcanacak bir bütçeye dönüşmemeli. Teknik heyet ile sportif yönetim, önlerindeki haftaları bir değerlendirme süreci olarak görmeli. Hangi mevkide alternatif eksik? Hangi oyuncu oyun sisteminin gerektirdiği özellikleri taşımıyor? Hangi pozisyonda takım, rakibin geçiş hücumlarına karşı savunmasız kalıyor? Hangi bölgede skor üretmek için yeterli çeşitlilik sağlanamıyor? Bu soruların cevabı alınmadan yapılacak transfer, pahalı bir tahminden öteye geçmez. Beşiktaş'ın ihtiyacı yalnızca yıldız futbolcu değildir. İhtiyacı olan, takımın oyun aklını tamamlayacak doğru futbolcudur. Özellikle yoğun fikstürde farklı mevkilerde oynayabilen, fiziksel devamlılığı yüksek, savunma ve hücum geçişlerinde sorumluluk alabilen oyuncuların değeri artar. Fakat isimlerin büyüklüğünden önce, ihtiyaçların doğruluğu önemlidir. Yönetimin Ocak ayına kadar yapacağı en büyük yatırım, doğru teşhis olmalıdır. Çünkü yanlış teşhisle yapılan doğru transfer bile yanlış yerde kullanıldığında beklenen faydayı sağlamaz. Beşiktaş'ın önünde iki yol var. Trabzonspor mağlubiyeti, Beşiktaş'ın bütün sezonunu tanımlamak için henüz yeterli değil. Sekiz hafta, bir takımın bütün hikâyesini yazmaz. Ancak bir takımın hangi sorularla yüzleşmesi gerektiğini gösterebilir. Beşiktaş'ın önünde şimdi iki yol bulunuyor. İlk yol, istatistikleri öne çıkarıp oynanan futbolun yeterli olduğunu savunmak, mağlubiyeti şanssızlıkla açıklamak ve aynı oyunu tekrar ederek farklı sonuçlar beklemek. İkinci yol ise bu yenilgiyi bir uyarı olarak kabul etmek; oyunun güçlü yanlarını korurken eksiklerini cesaretle ortaya koymak. Vincenzo Italiano'nun teknik direktör takımı olma iddiası, işte bu ikinci yolda anlam kazanacak. Çünkü teknik direktör takımı olmak yalnızca belirli bir oyun planına sadık kalmak değildir. Gerektiğinde o planı değiştirebilmek, rakibin hamlesine cevap verebilmek ve kötü giden bir maçı başka bir yola sokabilmektir. Thomas Reis'in Trabzonspor'u, 19 Ekim akşamı bu sınavdan başarıyla geçti. Beşiktaş ise kendi oyununu sonuca dönüştüremediği bir karşılaşmadan ders çıkarmak zorunda kaldı. Futbolseverler güzel bir maç bekliyordu. Gerçekten de sahada oyunu tartışmaya değer kılan pek çok ayrıntı vardı. Ama Beşiktaş açısından gecenin asıl hikâyesi, güzel futbolun neden galibiyete dönüşmediğiydi. Çünkü büyük takımlar yalnızca iyi oynadıkları günlerde değil, kötü giden maçlarda da büyüklüklerini gösterirler. Beşiktaş'ın bugün ihtiyacı olan şey ne oyun kimliğinden vazgeçmek ne de bütün sorumluluğu kadro yetersizliğine yüklemek. İhtiyacı olan, oyunun güzelliğiyle sonucun gerçekliği arasındaki mesafeyi kapatmak. Trabzon'da kaybedilen üç puan geri gelmeyecek. Fakat bu mağlubiyet, doğru okunursa sezonun geri kalanı için değerli bir dönüm noktası olabilir. Beşiktaş artık yalnızca nasıl iyi futbol oynayacağını değil, iyi futbolu nasıl kazanan bir oyuna dönüştüreceğini de göstermek zorunda. Çünkü şampiyonluk yarışında alkışlar oyunun güzelliğine, puanlar ise ayrıntıları doğru yönetenlere verilir.
Kaynak: fotospor.com









