
Müslüm Gülhan: Beşiktaş'ın geleceği için finansal istikrar şart
🗓15 Mart 2026 11:01futbol
Müslüm Gülhan, Beşiktaş'ın sportif dalgalanmalarını ve mali sorunlarını değerlendirirken, kulübün geleceği için finansal istikrarın önemine dikkat çekti. Futbolun toplumsal ve kültürel anlamını da vurguladı.
Röportajın Girişi
Birlikte Beşiktaş maçını izlerken sohbetimiz doğal olarak Beşiktaş’tan Türk futbolunun genel yapısına, oradan da futbolun toplumsal ve kültürel anlamına kadar uzandı. Futbola sadece saha içindeki mücadele olarak bakmayan Müslüm Hoca’ya göre futbol, toplumların duygularını, kültürünü ve hikayelerini yansıtan güçlü bir olgu. Biz de Mehmet Eyüp Yardımcı’yla birlikte, Müslüm Gülhan’la geçirdiğimiz bu keyifli ve ufuk açıcı muhabbetin bir bölümünü kısa bir röportaja sığdırmaya çalıştık. Aslında konuşulanların her cümlesi ayrı bir başlık, ayrı bir yazı konusu olabilecek nitelikteydi. Mümkün olsaydı, bu zengin sohbetin tamamını paylaşmayı gerçekten çok isterdik.
Beşiktaş’ın Sportif Dalgalanmaları
Ahmet İnce: Beşiktaş’ın son yıllardaki sportif dalgalanmalarını nasıl analiz ediyorsunuz?
Müslüm Gülhan: Beşiktaş’taki sportif dalgalanma yeni değil, 2000 yılından beri var olan bir durum. Serdar Bilgili‘nin başkan seçilmesiyle beraber “artık para harcayacağız, rekabete bunun için de başlayacağız,” demesinin üzerinden bir politika değişikliğini gidildi ve 1903’ten beri süregelen kurumsal yapı bir şekilde bertaraf edilerek, başkan odaklı bir yapıya dönüştü. Bu başkan odaklı yapı, tabii genel kurul yapısını da değiştirdi ve artık ticaret yapma histerisi ön planda tutulan bir Beşiktaş yaratılmaya başlandı. Bunda da başarılı olundu.
Mali ve Sportif Sürdürülebilirlik
Ahmet İnce: Bahsettiğiniz politika değişikliğiyle bu anlamda bir başarı yakalandı. Peki, mali ve sportif anlamda sürdürülebilir bir başarı yakalanması için Beşiktaş’ta neler değişmeli?
Müslüm Gülhan: Tabii burada bir istikrar ve sürdürebilir başarı olması söz konusu olamaz. Çünkü istikrarlı olması için ilk önce finansal anlamda bir istikrar lazım. Sportif anlamda başarı için de hem futbolcu bazında hem de teknik direktör bazında bir devamlılık olması lazım. Kadro bütünlüğünün oluşması lazım ve bu kadro bütünlüğüyle beraber bir oyun şablonunun ve prensipler silsilesinin bir felsefe etrafında birleşmesi lazım. Bunlar olmadığı sürece bir istikrar yakalamanız söz konusu olamaz. Finansal istikrarsa Beşiktaş’ın en büyük sorunu haline geldi. Beşiktaş artık elindeki öz varlıklarını bile kaybetme noktasına geldi. Bu tamamen başkan odaklı yönetimlerin, menajer merkezli yaptıkları ticaret üzerinden Beşiktaş’ın adeta içeriden dışarıya servet transferi yapılması neticesinde, işinin boşaltılmasıyla beraber süreç buraya kadar geldi.
Beşiktaş’ın Temel Taşı Olma Durumu
M. Eyüp Yardımcı: Beşiktaş Türk futbolunun temel taşıdır diye klişe bir söz var. Son sezonlarda Beşiktaş kadro yapılanmasında yanlışlar yaşadığı gibi sezon içerisinde görünen başka bir gerçek de TFF ve MHK üzerinde etkisizlik durumu. Hocam sizce dünden, bugüne Beşiktaş yönetimleri futbolun temel taşını yönetirken nerede veya nerelerde yanlışlar yapıyorlar?
Müslüm Gülhan: Beşiktaş’ın ‘temel taş’ olarak değerlendirilmesine sadece sportif anlamda da bakmamak lazım. Şeref Bey, Hakkı Baba ve Süleyman Seba’yla beraber, dürüstlük abidesi olan bir kulüp haline gelen Beşiktaş, centilmenlik ve rakibe saygıyla, sahada gösterdiği performans, bir kolej takımı havasının yaratılması… bunların hepsi örnek alınacak bir kulüp olmasına neden oldu. Özellikle öz kaynak düzeniyle beraber yetiştirdiği oyuncuların kalitesi hem Türk futboluna hem de milli takıma verdiği katkı bu noktada Beşiktaş’ı ayrıcalıklı kıldı. Bir üretim mekanizması üzerinden yetenekleri keşfederek bunları A takıma kadar getirmesi örnek alınacak bir yapıydı. Maliyet açısından da çok düşük kalması, kendi öz kaynaklarını kullanarak dışarıdan sadece iki-üç transferle süreci devam ettirmesi çok değerliydi. Belki de bunların hepsi örnek alınacak prensiplerdi ya da yönetim şekliydi. Bunlar politikayla eşdeğer görünen şeylerdi, kulüp politikaları ile eşdeğer görünen şeyler. Ama maalesef bu Beşiktaş’ın örnek alınması üzerindeki kurgu 2000 yılından sonra yıkılarak farklı bir boyuta geçti. Hem öz kaynak düzeni hem kolej takımı olma hüviyeti hem de o yüzyıllık gelenek ortadan kaldırıldı. Artık farklı bir boyuta gelmesi Beşiktaş’ın da tartışma konusu olmasına neden oldu.
Modern Futbol Bilimi ve Beşiktaş
Ahmet İnce: Bir akademisyen olarak değerlendirdiğinizde, spor bilimi ve modern futbol yaklaşımı Beşiktaş’ta yeterince kullanılıyor mu?
Müslüm Gülhan: Modern futbol biliminin kullanma şekli sırf Beşiktaş’a özgü değil, tüm kulüpler bu konuda biraz geri kaldı bizde. Bilimin sporun içine girmesiyle beraber, futbolun içinde de kendine geniş bir yer buldu ve artık futboldaki her şeyi ölçülebilir hale geldi. Yani ölçülebilir olması da neyin, nasıl yapılacağının bilinmesi ve bunla ilgili bilimsel çalışmalar, analitik çalışmalar yapılması anlamına geliyor. Bu çok değerli. Bunun üzerinden hareket etmek lazım. Tabii burada bilimle ilgili düşünceye baktığınız zaman, kulübün tutumu, başkanın ve yönetimin tutumu, teknik direktörün tutumu çok belirleyici oluyor.
Bilim ve Futbol Entegrasyonu
Ahmet İnce: Bilimin futbola tam anlamıyla entegrasyonunda geri de kalmamızın temel sebebi ne olabilir Müslüm Hocam?
Müslüm Gülhan: Başkanlar üzerinden değerlendirirsek, maalesef Türkiye’de müteahhit ağırlıklı başkanların oluşması ya da son 23 yılda devlet ihaleleriyle para kazanan kişilerin başkan olması diyebilirim. Baktığınız zaman Beşiktaş’ta olduğu gibi Fenerbahçe’de de Galatasaray’da da başkanların bilimle ilgili karşılaştırmada eksik yanlarının çok olduğunu görüyoruz. Tabii haliyle böyle olunca buradaki ihtiyaç listesinde bilimsel kriterler ya da bilimsel değerler ve bunun yarattığı teknolojiyi kullanma üzerindeki yapılması gereken organizasyonlar ya da kurulması gereken birimler, maliyet hesabı üzerinden yapılmıyor maalesef. Teknik direktörler tarafından bakarsak, bizdeki teknik direktörlerin çoğu alaylı. Aralarında üniversite mezunu çok az olduğundan dolayı bilimin neye karşılık geldiğini çok anlayabilecek durumda değiller. Bu söylediğim bir eleştiriden ziyade, bir durum tespiti. Maalesef böyle şimdilik. İlkokul, ortaokul ya da lise mezunu bir teknik direktörün, bazı parametreleri ölçmeyle ilgili karşılaşacağı değerlendirmeler, ona çok bir şey ifade etmeyebilir. Kendi düşüncelerini ve kendisinin ortaya koyacağı değerleri ön planda tutar. Bunların hepsini biraz da entelektüel bir sorun olarak görüyorum. Yani bu teknolojiyi bilimsel değerler üzerinden futbolun içine sokmak ve bununla ilgili üniteler oluşturmak, bu yönde para harcamak ve yatırım yapmak başka bir vizyon ve başka bir bakış açısı gerektiriyor. Bu konuda Türkiye’deki tüm kulüplerin hala sorunları var ve Beşiktaş’ta bunlardan biri.
Beşiktaş’ın Avrupa Vizesi Hedefi
M. Eyüp Yardımcı: Beşiktaş’ın Avrupa vizesi alabilmesi için önünde iki yol var. Birincisi Türkiye Kupası’nı kazanmak diğeri ligde ilk sıralarda yer almak. Sizce Beşiktaş hangi kulvarda daha şanslı görünüyor?
Müslüm Gülhan: Beşiktaş’ın Avrupa kupaları için bence en önemli hedefinin ikincilik olması lazım. Çünkü Şampiyonlar Ligi var orada. Şampiyonlar Ligi‘ne gitmek her zaman çok büyük avantajdır. Türkiye’de bu kadar büyük borç yükünün altından kalkmanın iki yolu var. Bunlardan birincisi, Şampiyonlar Ligi‘nde kalıcı olmak ve oradan çok ciddi bir katma değer yaratmak. Hem grup maçlarını hem de grup maçlarından sonraki elemelerde belirli aşamaları geçerek, nereden baksanız 100 milyon Euro’nun üstünde bir kaynak yaratılır o zaman. Şimdi böyle olduğunda, maç günü gelirleri olsun, stat gelirleri olsun, yayın gelirleri olsun, her şeyi içine koyduğun zaman ciddi bir kaynak yaratılıyor. Katma değer yaratılıyor.
Halkın Takımı Olma Algısı
Ahmet İnce: Hocam, Beşiktaş için yıllardır süregelen bir “Halkın takımı” söylemi var. Bu söylem Beşiktaş için ne kadar gerçekçi ve tarihsel olarak nasıl oluştu? Beşiktaş’ın tarihsel kırılma noktaları sizce hangi dönemlerdir?
Müslüm Gülhan: Halkın takımı olmak Beşiktaş’ın hala üzerinde. Bence omuzlarındaki bir apolet. Son yıllarda her ne kadar zarara uğrasa da bu apolet hala orada duruyor. Bunun nasıl zarara uğradığı, nasıl deforme olduğuna gelirsek, bu sadece Beşiktaş’a özgü bir şey değil. 2002 yılından itibaren oluşan siyasi kurgu ve demokratik değişim ve bununla bağlantılı ekonomik değişim, her şeyi farklı bir boyuta getirdi. Bireysel yapılanmanın, kolektif yapılanmanın önüne geçmesi, Beşiktaş’taki o ‘halk takımı’ yapısının da bir şekilde erozyona uğramasına neden oldu. Tabii siyasetin bir şekilde buraya müdahil olduğunu da düşünmek gerekir. Bunu göz ardı etmemek gerekir. Neticede itibari ile siyasi yapının kulüp taraftarlığı üzerinde, kulüp üzerinde, kulübün ekonomik ve finansal yapısı üzerinde direkt belirleyici olması ve gücünü orada konsolide etmesi hem propaganda alanı olarak hem de örgütlenme alanı olarak futbolu tercih etmesi, dolayısıyla her kulübün bundan payına düşeni alması anlamına geliyor. Beşiktaş’ta bu değişimle beraber yeni gelen başkanlar ve kurulan yönetimlerin siyasetle girdikleri iş birlikleri, bir takım taraftar olgularının değişimine neden oldu. Bu kaçınılmaz bir gerçek. En büyük karşılığı gören de Çarşı Grubu oldu. Çarşı’nın bir duruş şekli vardı. Tabii bu artık nereye kadar geldi, ne aşamaya geldi, bu da tartışma konusu ama başka bir bakış açısı vardı. Tüm Türkiye’ye malolmuş bir sempatisi vardı. Aldığı tavırlar, gösterdiği dirençler, toplumsal bir yapıya ve toplumsal bir değere katkı sağladı. Artık bunlarla tekrar karşılaşmamız çok zor görünüyor. Özellikle stadın yenilenmesiyle beraber yeni kurgu ve biraz daha endüstriyel yapı üzerinden belirleyici olması, o kolektif yapının da bir şekilde ayrışmasına ve daha bireysel bir kurgunun ortaya çıkmasına neden oldu. Tabii halk takımı olma özelliği her ne kadar şu açıdan nostalji olarak gözükse de ben apolet olarak yine Beşiktaş’ın omuzlarında olduğunu düşünüyorum.
Öz Kaynak Sistemi ve Gelecek
M. Eyüp Yardımcı: Beşiktaş’ta özellikle Serpil Hamdi Tüzün dönemi bir öz kaynak cenneti gibiydi. 2000 yılından itibaren Serpil Hamdi Tüzün tedrisatından geçmiş bir isim Önder Karaveli görev aldı. Önder Karaveli sonrasında yaşadığı malum süreç ardından en son Futbol Gelişim Direktörlüğü görevine getirildi hatta o dönemi anımsayanlar iyi bilir, gelecek adına pozitif cümleler havada uçuşuyordu. Ne olduysa, o göreve gelen Önder Karaveli birden Adanaspor teknik direktörü oldu ve yerine Halim Okta geldi. Şimdiyse görevde Serdar Topraktepe bulunuyor. Siz Beşiktaş’ın öz kaynak sistem işleyişini nasıl buluyorsunuz? An itibariyle Beşiktaş geleceği sağlam ellerde diyebilir miyiz? Yapılan eksik veya yanlışlar var mı?
Müslüm Gülhan: Beşiktaş’ta öz kaynak düzeni bir sistemdi. Serpil Hamdi Tüzün de bunun öncülüğünü yaptı. Buradaki ayrışma şöyle bir şey; Serpil Tüzün hiçbir zamana A takımda görev almakla ilgili bir tereddüt yaşamadı. Onun bütün hayatı ve bütün her şeyi altyapıdaki o kurgunun devamıydı. Oyuncu yetiştirmek ve A takıma kazandırmaktı. Bu onun için bir idealdi. Bu ideali aynı zamanda Beşiktaş’ın öz kaynak düzeni ile beraber, Beşiktaş’ın da ideal haline geldi. Bu anlaşılabilir ve sürdürülebilir bir idealdi. Fakat Serpil Hoca ile beraber çalışan diğer hocalara baktığında, Önder Hoca üzerinden de gittiğin zaman, öyle bir ideali yoktu Önder Hoca’nın. Önder Hoca, biraz daha piyasanın içindeki belirleyeceği antrenörlerden olup, daha profesyonel çalışmayı ve buradan da bir mali gelir elde etmeyi düşünen biriydi. Yani onun idealinde, altyapıda oyuncu yetiştirip oradan A takımla entegre olacak bir yapı kurulması söz konusu değildi. Zaten A takımda da böyle bir beklenti yok, böyle bir hedefi de yok. Şimdi A takımının böyle bir hedefi olmaması, aşağıdan da böyle bir organizasyonun ortaya çıkmasının pek anlaşılır yanı yok. Bir de menajerlik sistemi var tabii. Menajerlik sisteminin Türkiye’de alt yapılar dahil, her yere kadar girmesi ve bu deformasyonu tetikleyen, olayı tamamen mali boyuta taşıyan ve oyuncuyla kulübü karşı karşıya getiren tutumları, birtakım kırılmalara da neden oldu. Böyle olunca menajerlerin de çok belirleyici olmasıyla beraber, hiçbir takımda doğru dürüst altyapıyla ilgili çok kaygı taşıyan bir durum söz konusu değil. Hepsi artık direkt transfer üzerinden sorunun çözüleceğine inanıyor. Şu anda Türkiye’de özellikle üç büyükler hatta Trabzon’la birlikte dört büyükleri saydığın zaman, altyapı ile ilgili bir kaygıları söz konusu değil. Serpil Hamdi Tüzün gibi bir idealistin de gelip böyle bir ortamda çalışmasına, ortaya bir irade koymasına bir ortam sağlanacağını ya da izin verileceğini sanmıyorum.
Tüketim Odaklı Taraftar Kültürü
Ahmet İnce: Hocam az önce Çarşı Grubu’ndan bahsettiniz. Çarşı, bir dönem Türkiye’de taraftar kültürünü de etkiledi. Bir akademisyen gözüyle, Beşiktaş’ın bugünkü taraftar kültürünü sosyolojik olarak nasıl tanımlarsınız?
Müslüm Gülhan: Türkiye’de taraftarlık yapısı maalesef çok kırıldı, değişti. Sorgulayan taraftardan ziyade, rekabet ortamında şampiyonluk üzerine kendi varlığını dizayn etmeye çalışan bir yapı ortaya çıktı. Böyle olunca da açıkçası kulübün içinde bulunduğu darboğazı ya da bu kadar büyük borç krizi içindeki kulübün öz varlıklarını kaybetme seviyesine gelmesine rağmen, ciddi bir irade ortaya koymaması büyük bir handikap. Yani burada artık genel konular zaten pasifize edilmiş durumda, belirli klik gruplar oluşmuş ve bunlar pazarlıklarla başkan seçiliyor. Buradan herkes kendine göre bir nemalanmaya çalışıyor. Bu nemalanma mali açıdan değil, pozisyon açısından da aynı şekilde geçerli. Haliyle böyle olunca taraftar kimliğine baktığın zaman uçak kovalayan, uçak inmesini bekleyen bir kimliğe büründü. Taraftarın kendisi asgari ücretli olmasına rağmen, o uçak tutkusuyla milyonlarca Euro’luk gereksiz yere para harcanmış bir oyuncuyu çok rahat sahiplenebiliyor. Ta ki kötü oynayana kadar. İyi oynadığı zaman da onu bir fenomen olarak görüyor. Artık kullandı bitti, yenisini ihtiyaç olarak görüyor. Şimdi böyle bir taraftarlık tamamen tüketim odaklı, ülkenin tüketim mekanizmasına hizmet eden bir taraftarlık anlayışı. Bu özellikle isteniyor zaten. Taraftarlık kimliğinin bunun üzerine organize edilmesi isteniyor. Bu ekonomik durum ve taraftar kültürü arasındaki ilişki, Beşiktaş’ın geleceği açısından oldukça önemli bir konu olarak öne çıkıyor.
Kaynak: fotospor.com










